DARBE VE DEMOKRASİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

DUYUMSA VE ANLA

15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye’de yaşanan başarısız Fethullahçı darbe girişimi sonrası, o sürece ilişkin, sağlıklı bir siyasi değerlendirme yapabilmek için, ülke yönetimiyle ilgili kimi kavram ve olguların yeniden incelenmesi, değerlendirilmesi gerekmektedir.

Genel anlamda darbe; otoriter güçlerin, silahlı kuvvetlerin, silah zoruyla yönetime el koymasıdır.

Yönetimi ele geçiren cunta, kendisine karşı olan tüm muhalefeti tasfiye eder. Etkisiz hale getirir. Darbeleri daima, büyük sermaye grupları savunur. Bütün darbeler, demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla birlikte yok eder. Ezenlerden yana bir düzen kurar. Ezilenlerin demokratik hak ve özgürlüklerini yok eder. Olağanüstü hal uygulamalarıyla emekçi halka işkence, baskı, ölüm ve zulüm uygular. Milyonlarca mağdur yaratır. Darbeciler; insanlık düşmanı bir faşist diktatörlük oluşturur. Finans-kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğünü kurar. İtalya’da Mussolini faşizmi, İspanya’da Franko faşizmi, Almanya’da Hitler faşizmi, Şili’de Pinoche faşizmi, Türkiye’de 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri, bunun somut örnekleriyle doludur. Bu nedenlerle, emekçiler, bütün ezilenler, askeri ve sivil tüm darbelere, daima karşı çıkar.

Uzun yıllar sürecinde resmi ve özel eğitim kurumlarında, yargıda, emniyette, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde sabırla örgütlenmişler. Tüm devlet ve özel kurumlar içinde din, tarikat ve maddi çıkarlar ekseninde, gizlice yuvalanmışlar. Çalıntı sorularla, elemanlarına sınavlar kazandırmışlar.Gelmiş geçmiş iktidarların himayesinde, devletin en üst noktalarına, kılcal damarlarına gizli elemanlar yerleştirdiği, iktidarların, özellikle şimdiki iktidarın açık desteğiyle, maddi ve manevi büyük bir güce ulaştığı anlaşılan Fethullahçı Terör Örgütü ve müttefikleri, 15 Temmuz gecesi, silahlı ve kanlı bir darbe planını sahneye koymuşlardır. TBMM başta olmak üzere, pek çok hassas noktayı bombalamışlar, asker-polis gerilimini tırmandırarak, iç savaşa giden çatışmalar yaratmışlar. TSK içindeki ve diğer kurumlardaki taraftarlarının desteğiyle, iktidara el koyma yolunda, akla hayale gelmeyen bir savaş planını uygulamaya koymuşlardır. Yüzlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açtılar. Darbe gecesi, ülke genelinde, demokrasiden yana açık tavır koyan, demokratik direnme hakkını kullanan halkın ezici çoğunluğunun yoğun tepkisi ve etkin katılımıyla, FETÖ ve darbe özlemcilerinin, büyük ölçüde etkisiz hale getirildiği anlaşılmaktadır.. Fethullahçı örgüt mensupları; müttefikleri, eylemleri ve delilleriyle birlikte suçüstü yakalanmıştır.

Siyasi iktidar yetkilileri, bu durumu ”Allah’ın bir lütfu” “darbeye karşı bir darbe” diye nitelemişler, bunu fırsata dönüştürmüşlerdir. Uzun vadeli siyasi amaçları yönünde, halk yığınlarını, ülke çapında sokaklara, alanlara göstermelik Demokrasi Nöbeti’ne çağırmışlardır. Devlet teşviki ve desteğiyle, ezan ve sala’larla meydanları dolduran halk yığınları; kimi zaman kontrollü, kimi zaman da kontrolsüz hareketler, gösteriler yapmışlardır. Bu süreçte, Ana Muhalefet Partisi CHP, çok sayıda milletvekilinin ve 1 milyonu aşkın insanın katılımıyla, Taksim Meydanında organize ettiği DARBE KARŞITI, Cumhuriyet ve Demokrasi Mitinginde, 10 maddelik bir TAKSİM MANİFESTOSU açıklamış, toplumu uyarmaya çalışmıştır. Önümüzdeki süreçte “tüm demokrasi güçlerinin” buna benzer, kitlesel mitingler organize etmesi, meydanları iktidarın tek yanlı bloke etmesine karşı, iç savaş tehlikesine karşı barışçıl bir seçenektir. Meydanlar; yalnızca iktidarın tekelinde olmamalı, toplumsal muhalefet güçleri de barışçıl gösterilerle demokratik hakkını kullanmalıdır.

İktidar çağrılarıyla bir yandan şehirlerde, meydanlarda, “milli birlik ve beraberlik” teraneleriyle güç gösterileri yapılırken, diğer yandan iktidar, Olağanüstü Hal Kararnameleriyle toplumu ve tüm emekçileri baskı altına almaya çalışmaktadır. O arada kamu ve özel kurumlarda, sendikalarda konumlanmış, devletin çeşitli kademelerinde çalışan masum ya da suçlu, binlerce örgüt mensubu, taraftarı, sempatizanı; yetkili mahkemelerce açığa alınmış, işten el çektirilmiş ya da tutuklanmıştır. Tutuklanan ya da açığa alınanların; insan hak ve özgürlükleri, hukuk kuralları içinde, adil biçimde yargılanması demokrasi güçlerinin temel beklentisidir. Böylece, mahkeme süreci başlamış, kitlesel yargılamalar devreye girmiştir. Şimdiye kadar görünen manzara, iç açıcı değildir. Kuşkularla doludur. İktidarın adaleti ve propaganda mekanizması, taraflı uygulamaları, kahramanlık öyküleriyle süslenerek, tüm medya organlarında, yoğun biçimde yansımaktadır.

Hatırlanacağı üzere,12 Eylül darbesi sonrasında yürürlüğe giren 1982 Anayasası, mevcut iktidar marifetiyle daha da geriye götürülmüş, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi, “kuvvetler birliği”ne dönüşmüştür. Özcesi “yasama, yürütme ve yargı” erki, tek elde toplanmış ve böylece fiili bir “otoriter sistem” oluşturulmuştur. Bu otoriter sistemle bütünleşen siyasi iktidar; 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin yarattığı, toplumsal tepkiyi ne yazık ki, demokrasinin gelişip güçlenmesi yönünde bir fırsat olarak değil, otoriter başkanlık sistemine yönelen ve ona hizmet eden “sivil bir darbe” fırsatı olarak değerlendirmektedir. Türkiye, şimdiye kadar darbelerden, baskıcı rejimlerden, darbe hukukundan büyük acılar çekmiş, sayısız zararlar görmüştür.

15 Temmuz kanlı darbe kalkışmasından sonra, ülkemizde her türlü teröre ve darbeye karşı gelişen “toplumsal birlik” ve “gerçek demokrasi” heyecanını, çok iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir. Unutmamalı ki, modern bir demokraside “kuvvetler ayrılığı ve çoğulculuk” vazgeçilmez niteliklerdir. Demokrasi; kuvvetler ayrılığına dayanan, devlet organlarından “yasama, yürütme ve yargı” güçlerinin, birbirinden ayrılmış oldukları, her birinin diğerini denetleyebildiği, aralarında “fren ve denge” mekanizması bulunan bir rejimin adıdır.

Demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, azınlığın haklarını koruyan, özgürlükçü, eşitlikçi, uzlaşmacı, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olma …gibi özellikleri vardır. Bu rejim; darbelere, faşizme ve despotizme geçit vermez.

Tüm siyasal partilerimiz, darbe girişiminin arkasındaki güçleri araştırmakla,Türkiye’de hızla böyle çağdaş bir demokrasiyi inşa etmekle yükümlüdür. Resmi ve siyasi yetkililerin; darbeyle ilgili açıklamalarındaki çelişkileri ortaya çıkarmak, darbe sürecinde suç işleyen herkesin adil yargılanmasını sağlamak, etnik ve mezhepsel ayrımcılığa, kutuplaşmaya ve cadı avına izin vermemek, gerçekler üzerindeki karanlığı aydınlatmak göreviyle karşı karşıyadır. Siyasal partiler; 15 Temmuz gerçekleri ışığında, sivil darbe uygulamalarına ya da üçüncü sınıf bir demokrasiye, asla prim vermemeli; Türkiyeyi, dünya demokrasi ailesinin birinci liginde temsil edecek çağdaş bir anayasa ve demokrasi için kolları sıvamalıdır.

Ahmet İNCE

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !