GÜNEŞE YÜRÜYENLER

DUYUMSA VE ANLA

2016 yılının Mart ayı içerisinde, okuduğum ilginç bir kitaptan söz etmek istiyorum. Kitabın adı: “Güneşe Yürüyenler”…Yoksulluktan, açlıktan, acılardan, zulümlerden kurtuluşa; umuda, özgürlüğe, sağlığa, mutluluğa; kısaca savaşsız, sömürüsüz bir dünya özlemine doğru yürüyenlerin öyküsü…

Eğitimci yazar Turan Bahadır, bu kitapta, muhacirlik olgusunu işliyor. 1916’da Doğu Karadeniz yöresinde yaşanan Rus işgaliyle başlayan muhacirlik olayının toplumsal, tarihsel yansımalarını anlatıyor. Muhacirliğe gidiş ve dönüşte yöre halkının yaşadığı acı gerçekleri incelemiş, o süreci yaşayan insanların anlatımlarını derlemiş, toplamış. Bu anlatımları, kendi düşüncesiyle yoğurmuş ve akıcı bir dille yazıya aktarmıştır. Yazara göre konuyla ilgili yazılan kitaplar, yaşanan gerçekliği tam olarak yansıtmıyordu:

“Açları, sefilleri, bitini yiyenleri, karnını doyurmak için ormanda “meyve” diye bulduklarını ağzına atıp zehirlenenleri, yollarda yavrularını yitirenleri, bebelerini fındık ocağının dibine bırakanları, kundağını Harşit’e atanları, korkudan, panikten Harşit’e atlayanları, tifodan, tifüsten, koleradan, dizanteriden, zehirli sıtmadan, veremden, açlıktan, soğuktan donarak ölenleri, sulara kapılıp boğulanları, ayaz soğuğu altında uyumaya çalışanları yazmadılar.”

Okuyan, araştıran, gözlem yapan, yaptığı toplumsal gözlemleri, doğa izlenimlerini yazıya aktarmayı seven Turan Bahadır, yazma tutkusunu şöyle anlatıyor:

“Yazmak; gerçekten nefes almak, su içmek gibi bir şey… Yazmak, insan olmak gibi bir şey... Okumak ne kadar güzelse, yazmak da o kadar da güzel. Yazar dediğimiz kişilerin beyinlerinin köşelerinde dünyanın en muhteşem mutfakları vardır. Topladıklarını, düşündüklerini, hissettiklerini, öğrendiklerini, tecrübelerini o mutfakta anlatırlar.

Yazar Bahadır, Vakfıkebir’in Çamlık Köyü’nde, kendi ailesinin soy ağacını araştırmış. Bu soy ağacında yer alan insanların başlarından geçen olaylar ekseninde, geçmişten geleceğe doğru, yöre halkının Karadeniz coğrafyasında yaşadığı tarihsel ve toplumsal dramı, tıpkı bir ayna gibi yansıtmaya çalışmıştır.

Yazar bu eserinde, muhacirliğin getirdiği acılarla yoğrulmuş bölge halkının gelenek- göreneklerini; tarım, eğitim ve sağlık durumunu, doğal ve toplumsal yaşam içindeki değişimleri ortaya koyuyor. Osmanlının şahsında devletin sorumsuzluğunu, insanların yaşadığı sınıfsal çelişkileri, halklar arasında yaşanan etnik boğazlaşmayı, dil ve inanç sistemini; acımasız bir şekilde kadınlara atılan sürekli dayak gerçeğini, dinsel baskılar altında inleyen kadınların ezilmişliğini, eğitimsizliğini, yörenin ürünlerini, otantik,  folklorik özelliklerini, eleştirel bir bakışla yorumluyor,  gerçekçi bir biçimde sergiliyor.  

Tüm bu olumlu özelliklerine karşın, harcanan onca emeğe karşın, bu kitabın ağırlığını, önemli ölçüde aşağıya çeken şu olumsuzluklardan da söz etmeliyim: Editörün, yayınevinin ve yazarın dikkatinden kaçan, azımsanmayacak sayıda yanlışlar var: Pek çok sayfada, ayrı yazılması gereken sözcüklerin birleşik yazılması… Bıktırıcı ölçüde tekrarlanan aynı anlamdaki cümleler… Özensizlik… Rahatsız edici dil, anlatım, yazım ve noktalama yanlışları…

Gözden kaçan bütün yanlışlarına karşın,  yoğun bir emekle, büyük bir çabayla yazarın ürettiği bu eseri, tüm kitapseverlerin okuması gerekir. Çünkü bu kitap, baştan sona kadar yaşam deneyleriyle dolu… İnsan, kitabı okurken bildiğini zannettiği gerçeklerin farklı boyutlarını görüyor… Okuyucu, kitapta yer alan insan tiplerinden ve doğal çevreden çok şey öğreniyor. Parayla satın alınamayacak kadar değerli dersler alıyor. Kitabı okudukça insan, yaşadığı doğayı ve toplumu adeta yeniden keşfediyor… Kitapta yer alan insan tipleri ve yaşanan olaylar, kimi zaman bizi düşündürüyor, kimi zaman ağlatıyor, kimi zaman da gülmekten kırıp geçiriyor…

Yazar Bahadır, soy ağacındaki insanların özelliklerini anlatırken, babasına ve anasına geniş yer vermiş. Onların kişiliklerini, özelliklerini ve insan ilişkilerini, ayrıntılı ve gerçekçi biçimde anlatmış. 21 yıl önce, kaybettiği anasının tasviri ve kişisel özellikleri, çevremde karşılaştığım pek çok kadının, pek çok ananın bazı özelliklerini çağrıştırdı. O anaları ve özellikleri, yeniden anımsadım. Çünkü onlar, toplumsal yaşamda bize hiç de yabancı olmayan tiplerdi. Yazarın sergilediği doğal gerçekçilik karşısında gülmekten kırıldım. Şu tasvire bakın: “Anam ufak tefek, minyon tipli, cin gibi bakan güler yüzlü; kızgın ve öfkeli olduğu zamanlarda da “soğuk, itici, yüzünü şeytan görsün denilecek cinsten biriydi. Hele çekişte, kavgada o güzel yüz, diliyle akrep gibi sokar, ısırgan gibi yakardı. Fadime’nin diline düşeceğine b..kuyusuna düş, derlerdi…Köyün usta çekişçilerindendi.”

Eğitimci yazar Turan Bahadır, hazırlayıp okuyucuya sunduğu bu çarpıcı eserle, geçmişten günümüze doğru yaşanan toplumsal gerçekleri, bir kez daha bilince çıkartmıştır.. Muhacirlik ve göç olgusunu farklı bir açıdan inceleyip yorumlayarak, zamanın derinliklerinde yaşanıp unutulan gerçekleri, tarihsel deneyleri, toplumsal serüvenimizi günışığına çıkartarak, yüreklerimizi derinden sarsmıştır. Tarih bilinciyle, geçmişi tanımadan, geleceğimizin sağlam bir temele oturmayacağını anımsatmıştır. Yazar Bahadır’ın sergilediği bu yüce emeğe saygılar sunuyor, yeni eserler beklentisiyle yüreğine, bilincine sağlık diliyorum.

Ahmet İNCE

incegil@hotmail.com

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !